2.Korintliler 3:18
Mesihin aynaları

Giriş:

- insanın yüreğinde öyle bir duygu var ki, değişmek istemiyoruz. Değişiklik bize korkunç geliyor.

- ne zaman 190 sene önce ilk trenler yapmaya başladılar, çok kişi o makinalardan korktu. Bir mektupta 1829 senesinde New York'un valisi Martin Van Buren prezident Jackson şöyle yazdı:

Bildiğiniz gibi, trenlerin vagonları saatte 25 km gibi korkunç bir hızla çekiliyorlar. Onları çeken lokomotifler de sadece yolcuların hayatları ve sağlıkları için büyük tehlike oluşturmakla kalmıyorlar, aynı zaman yüksek gürültüyle oflayıp puflayıp köylerden geçiyorlar, tarlaları yakıyorlar, hayvanları panikaya düşürüyorlar, kadınları ve kızanları da korkuturuyorlar. Allah elbette istemedi, insanlar o kadar korkunç hızla yolculuk etsinler”.

- bugün öyle laflara gülüyoruz: değil saatte 25 km, ucaklarda saatte 2500 km hızla gidiyoruz

- ama imanla hayatımızda aynı duygulara sahibiz: “Sakın bir şey değişmesin. Bu vaziyette iyiyim. Giderim toplantıcağızıma, yaparım duacağızımıö ara sıra Kutsal Kitabı bile okurum. Bana bu kadar yeter”

- ama bugün sana sormak istiyorum: sence İsa Mesih senin ruhsal hayatın için ne planladı? Nasıl olsun istiyor? Acaba değişmek için yer var mı, senin değişmeni sitiyor mu?

- iki hafta önce 2.Kor mektubundan çok güzel hakikatlar öğrendik, bugün de istiyorum oradaki son ayet üzerine biraz dah fazla düşünelim:

2.Korintliler 3:18

Ve biz hepimiz, sanki bir bakır aynasına bakarak, örtülmemiş bir yüzle Rabbin şanlılığını görüyoruz. Ve Rabbin Ruhu bizi bir şanlılık derecesinden başka dereceye değiştiriyor. Böylelikle bizi gördüğümüz görüntünün haline getiriyor.

- Musa Allahın şanlılığının bir parçasını gördü, onu yansıttı - ama onun halkı Musa'nın yüzüne bakamadı, yüzlerini örttüler - onun için o şanlılık onlara geçmedi

- ama Musa burada bizi başka gösteriyor:

İsa her zaman Babasının şanlılığını bütün olarak görüyor

onu bütün insanlara yansıtıyor

biz de o şanlılığı görürken, Musanın halkı gibi yapmıyoruz: bizim yüzümüz açık kalıyor ve İsa'ya bakarken, onun şanlılığını sürekli olarak görüecez

sonra iki önemli şey oluyor:

(1) o şanlılık İsa'nın yüzünden bizim yüzümüden geçerek başkalarına yansıyor

- böylelikle herkes Allahın şanlılığını görebilir

- geçen gün bir tarih kitabı okudum: anlaytırıyor birinci ve ikinci yüzyılda Mesih inancı bütün Romalı emperatorluğa yayabildi - çünkü Yahudiler ona düşmanlık yaptılar, putperest Romalılar da onları hor gördüler, sonra ölüm derecesine kadar eziyet ettiler

- imanlıların ne politik gücü, ne silahları ne de para gücü vardı: - o zaman nasıl o kadar fazla çoğaldılar k, en sonunda bütün emperatorluk Hristiyan oldu?

- kitap birkaç faktor sıralıyor... ama en sonunda en önemlisine geliyor: kişiler imanlıların hayatlarına bakıp dediler: “Ben de öyle olmak istiyorum”

- yani: Mesihin şanlılığını o hor görülmüş ve sıradan olan imanlıların yüzünde gördüler

- kilise tarihinde ilk 4 sene boyunca hiç misyoner yoktu: yani özel olarak başka halklara iyi haberi yaymak için gönderilen imanlılar yoktu - neden: çünkü her imanlı bir misyoner idi. Her imanlı normnal hayatını yaşamakla bir haber yaydı: “Allahın aydınlığı bende”

- düşün bir kere: bugün karar veriyoruz, seni misyoner olarak Ukrayna'ya gönderelim, oradaki Tatar Türklerine müjdeyi veresin

- başka iş yapmayacaksın, sade ruhsal işler. Bütün Bulgaristan ve Türkiyedeki topluluklar senden için öğrendiler, hepsi senden için dua ederler - ve senden sonuç bekliyorlar, rezultat bekliyorlar

- o zaman eminim ruhsal hayatını toparlayacan, sağa sola bakmayacan, disiplinli yaşayacan, daha fazla dua edecen...

(2) biz o şanlılığa baktıkça değişiyoruz: baktığımız kişiye benzer oluyoruz

- Allah karar verdi, kurtardığı kişiler oldukları gibi kalmasınlar, ama değişsinler

Romalılar 8:29

Çünkü O, en önceden kişiler bildi ve o kişiler için karar verdi ki, Oğlunun görünüşüne benzer kılınsınlar. Öyle ki, Oğul birçok kardeşlerin arasında ilk doğan olsun.

- ve bizim ayette anlatıyor nasıl değişecez: bakmakla, İsa'nın yüzüne bakmakla

- sanki burada iki ayna var: en başta İsa, Babasının şanlılığı için bir aynadır - sonra biz de yavaş yavaş aynı İsa gibi bir ayna oluyoruz



- bu protses başka yerde de görülüyor: çok yaşlı karı kocaların resimlerini gördüm: eski resimlerini gösteriyorlar, evlenirken, mesela 50-60 sene önce bayağı farklı suratları vardı: ama yaşlandıkça birbirlerine benzemeye başlıyorlar

- aynı bunun gibi, yeni bir imanlı İsa'ya çok az benziyor: daha da onun hayatında İsa'nın sevgisi, onun merhameti, onun gayreti, onun doğruluğu, onun fedakarlığı yoktur

- ama o imanlı İsa'nın yüzüne bakmaya devam ederse, seneler sonra giderek daha fazla İsa'ya benzer olacak

- bu fikir beni heyecanlantırıyor: sen de onu istiyor musun?



Yuhanna 17:22,24

22 Sen bana nasıl şanlılık verdin, ben de onlara o şanlılığı verdim. Öyle ki, onlar o kadar bir olsunlar ne kadar biz de biriz:

24 Baba, sen bana kimleri verdiysen, ben istiyorum benim olduğum yerde onlar da olsunlar. Öyle ki, benim şanlılığımı görsünler. O şanlılığı sen bana verdin, çünkü dünya kurulmazdan önce sen beni sevdin.



- evet: bakmakla değişiyoruz:

- zengin bir arap patronun 3 oğlu varmış, ikisi normal yapılıydı, ama üçüncüsü sakat idi: sırtı eğri imiş, adam iki büklüm gezermiş, te böyle, hiç doğrulamazmış

- babası zengin olduğuna çocukların her istediğini yerine getirirmiş:

- birinci oğlu demiş “Bana kocaman bir yat al: içerde havuz olsun, bar olsun, teniz kortu olsun. Arkadaşlarımla gezeyim bütün dünyayı göreyim

- ikinci oğlu dedi: “Baba beni Amerika'ya gönder, meditsina okumak istiyorum, halkıma faydalı olayım” babası ona istediğini vermiş

- babası üçüncü, hani sakat olan oğluna da sormuş: “Evladım sana ne yapabilirim, benden ne istiyorsun?” Oğlu demiş: “Babam, çok şey istemiyorum, ama istersen, bana bir heykel yap. En hızlı sanatçı gelsin, benden bir heykel yapsın”

- Bu babasını aacık üzdü. Zaten oğlunun bu haline üzülürdü, bir de onun bu sakatlığı herkesin önünde sergilensin, oğlu bütün zaman için öyle hatırlansın - ona çok fena geldi. Onun için oğlunu bu fikirden vazgeçirtitrmek istedi.

- ama oğlu cevap verdi: “Hayır, baba, anlamadın beni. İstemiyorum, heykelim beni bu vaziyette göstersin. Ama düzgün sırtımla, normal insan gibi, uzun boylu, yakışıklı olarak göstersin beni” - Babası onu duyunca hemen oğlunun istediğini yerine getirdi.

- Zaman geçtikçe babası bir şey fark etti: onun üçüncü oğlu yavaş yavaş iyileşmeye başlamış, sırtı daha düz olmaya başlamış. Onun anlamadı: çünkü senelerden beri doktorlar uğrağırdılar, fizikoterapevtler alıştırmalar yapardı, ama hiç fayda etmezdiler.

- babası da karar verniş oğlunu gözetlesin, onun iyileşmesinin sebebini öğrensin. Bir de gördü ki, oğlu geceleyin kalkıp evin avlusuna gidermiş tam o heykelin önüne dikilirmiş,

- ve o heykele baktığında olacak halini gördü - ona bakmak için kafasını kaldırmak gerekirdi, onu yapmak için son gücüyle uğraştı - ve hiçbir fizikoterapevt ona onu o kadar güzel çalıştıramadı ne kadar o heykel.

- aynı onun gibi, biz de sürekli, tekrar ve tekrar bakmakla iyileşiyoruz, düzeliyoruz

- Allahın şanlılığı en başta Adem ve Havva'da vardı, ama günah yüzünden kayboldu. İsa Mesihle o şanlılığı geri kazanıyoruz



- İsa'nın şanlılığını henüz tam olarak anlayamıyoruz

Açıklama 1:12-17

12 Ve arkama döndüm, bakayım benimle konuşan o ses kimin imiş. Dönünce, yedi tane altın mumluk gördüm. 13 Ve bu yedi mumluğun ortasında İnsanoğlu'na benzeyen biri dururdu.

Onun rubası ayaklarına kadar uzanırdı.

Onun göğüsü de altın bir kuşakla kuşanmış idi.

14 Onun kafası ve saçları beyaz idi, yapağı gibi bembeyaz idi.

Onun gözleri yanan ateş gibi idi.

15 Onun ayakları bakır gibi, fırında kor haline gelmiş bakır gibi idi.

Onun sesi harıl harıl akan sulara benzerdi.

16 Onun sağ elinde yedi yıldız vardı.

Onun ağzından keskin, iki ağızlı bir kılıç uzanırdı.

Onun yüzü bütün kuvvetiyle parlayan güneş gibi idi.

17 Onu görünce, ölü gibi Onun ayaklarının önüne düştüm. ,



- değil ahırdaki, yemlikteki bebek - değil Mel Gibsonun filmindeki kanlı beden - değil haçta asılı duran çaresiz beden

- ama yüzü güneş gibi parlayan Rab

- işte onun yüzüne bakmak lazım, o zaman değişecez

Nasıl İsa'nın yüzüne bakacaz?

- yeni imanlı iken kimi kere apostollara kıskanırdım: “Keşke ben de o zaman yaşamış olsaydım, İsa'yı canlı olarak görüğrdüm!”

- ama İsa Tomas'a konuşurken bize daha büyük kuraj veriyor: “Görmeden iman edenlere ne mutlu!”

- demek biz de bugün İsa'nın yüzünü görebiliriz; ona bakıp ona benzer olabiliriz



1. İsa'nın sözlerini bilmek ve düşünmek

Koloseliler 3:16

Mesihin sözü içinizde bol bol yaşasın. Tam bir anlayışla birbirinize, mezmurlarla, ilahilerle ve ruh türküleriyle ders ve akıl verin. Şükranla yüreklerinizde Allaha türkü söyleyin.

- birbirimize ders vermekle: kardeşine kardeş gibi davrandın mı, onun yüzünde İsa'nın yüzünü görecen

- ilahi söylemekle: müziği başlatıran Allahın kendisi idi. İlahi söylerken İsa içimizde yaşıyor

- şükranla dolu bir yaşam sürmekle: bu sanki yüreğinin toprağıdır, sende o toprakta ne var: korku mu, ağlaşmak mı, bıkkınlık mı, hırs mı?

- nasıl her türkünün bir gaması var: birinci ton nasıl, bütün melodi öyle gidiyor

- aynı onun gibi biz şükür etmekle hayatımızın melodisini etkiliyoruz: şükür etmekle İsa'nın yüzüne bakıyoruz



2. İsa'nın işlerini yapmak

1.Yuhanna 1:7

Ama O aydınlıktadır, ve biz de aynı onun gibi aydınlıkta yürüdük mü, o zaman birbirimizle beraberliğimiz oluyor. Ve Onun Oğlu İsa Mesihin kanı bizi her bir günahtan temizliyor.

- bu fikir bize bazen çok ters geliyor: Nasıl İsa'ya benzer işler yapabilirim?

- sanki kafamızda İsa filimi oynuyor: o zamanın insanlarına bakıyoruz, o zamanın çevresine, filmde her şey çok güzel, mucizeler oluyor, herkes gülümsüyor

- sonra bakıyoruz etrafımıza: pislik, nağara, modern yaşam: televizyondan radyodan sesler, komşularla ufak tefek problemler için kavga yapıyorsun, iş için koğuşmak var: geç kalmamak lazım

- ve bütün bu haosun içinde kendi kendine soruyorsun: “İsa'ya benzer olmak - ha? Nasıl olacak”

Nasıl daha güzel bir ayna olacaz?

- bugün aynalar gümüşle yapılıyor ve aydınlığı tam tamına yansıtıyorlar - ama eski zamanlarda aynalar bakırdan yapılırdı

- bakır kendi haline braktı mı, çabuk paslanıyor. Bizim çarşıda, tam postanın karşısında bir binanın çatısını bütün bakırdan yaptılar - önce güneşe karşı çok güzel parlıyordu - ama birkaç hafta geçince, o parlak renk kayboldu ve böyle mat bir yeşil renki oldu - artık güneşe göremiyorsun onda

- İstanbul'daki evimizde büyük bir tepsi vardı, onu sofra olarak bir masa gibi kullanırdık. Onu birkaç haftada bir alıp cilalardım. Cila diye beyaz bir sıvı (teçnost) vardı, bir bezle onu tepsiye sürürdüm, uzun uzun ovardım. Bayağı uzun sürerdi. Ama en sonunda bakır gene eskisi gibi parlardı. Bana çok iyi gelirdi.

- aynı biçimde Rab İsa da hayatımızın aynasını cilalıyor, parlatırıyor: üzerimizdeki bütün lekeleri silmek istiyor, engelleri yok etmek istiyor

- Rabbe izin verelim bizim hayatımızda onu yapsın

Son:

dua edelim:

- Rabbimiz, babamız: bugün öğrendiğimiz hakikatlar için sana hamd ve teşekkür ederiz

-



5