DİRİLİŞ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN !

Şu anda aramızda iki grup insan var: bazılarınız yeni gelmeye ve İsa'ya merak etmeye başladınız. Ve olabilir, Paskalya, yani Diriliş Bayramı'nın önemi henüz bilmiyorsunuz.

Sizler için çok kısa olarak bunun önemini size anlatayım:

Genelde "Bayram" denildiği zaman herkes bir rol oynuyor; o günde ne yapıldığını biliyor ve hiç düşünmeden kendi rolünü oynuyor. Ve ertesi gün, sanki hiç bir şey olmamış gibi, normal hayatına devam ediyor.

Biz bayram denildiği zaman öyle yapmıyoruz: bizim için bayram bir anma günüdür. Legenda değil, masal değil, kanundan kalma değil... ama sanki dün olmuş gibi bir olayı anıyoruz.

Şunu hayal et bakalım: Sen karını, yada kocanı çok çok fazla seviyorsun. Gece gündüz onun üzerine titriyorsun. Ama bir gün bir komşun kafa yapıp arabaya biniyor ve sarfoş kafayla eşine çarpıyor. O da yerinde can veriyor. Henüz 30 yaşındaydı. Tarih 14. Nisan, (april).

Eminim o günü unutamayacan - ve her sene 14. Nisan eşini anacan; belki duygulanıp çok ağlayacan.

İşte, biz Bayram dediğimiz zaman öyle bir şey kutluyoruz. Boş bir rol oynamıyoruz, kalıplaşmış laflar tekrarlamıyoruz, düşünmeden robotlaşmış hareketler yapmıyoruz. İsa Mesih'i anarken o bize dokunuyor.

Ama bir fark var: bir kişinin sadece ölümünü değil, onun DİRİLİŞİNİ anıyoruz. Acılarımız sevince döndü, umutsuzluğumuz umuda döndü, karanlığımıza aydınlık girdi.

Hatırlıyorum: birkaç sene önce mahallemizdeki topluluklar bir araya geldik, Paskalya gününde bir yürüyüş yaptık. Bütün mahalleye dolaştık. Herkes gibi yan baktı, sanki tımarhaneden kaçmışık.

Ve yol kenarında bazıları sormaya başladı: "Cenaze mi var? Kim öldü?" Biz de cevap verdik: "Hayır, tam tersi: cenaze değil, ama diriliş var" - Bir şey anlamadılar.

Ama buna şaşmayalım. Mahalledekiler ne anlasınlar ki! İsa'nın kendi öğrencileri, apostollar, hani 3 sene gece gündüz İsa'yla vakıt geçirenler bile, hani o kişiler İsa'nın adıyla cinleri kovdular ve her türlü mucize yaptılar... onlar bile hiç bir şey, gram anlamadılar.

İsa daha hayatta iken onlara 3 defa peygamberlik yaptı:

Luka 18:32-34

Çünkü O, Allahsız milletlerin eline teslim edilecek. Onu eğlentiye alıp aşağılayacaklar, Ona tükürecekler, 33 Onu kamçılayacaklar ve öldürecekler. Ama üçüncü gün O dirilecek."
32 Ama İsa'nın bu lafını anlamadılar; hem de korktular Ona sorsunlar.
Mar 9:10 Aralarında kırkıldılar, ölülerden dirilmek ne demekmiş diye.
34 Bu meselelerden hiç bir şey anlayamadılar. Bu söz onların akıllarından saklı tutuldu. Söylenen şeyler onların zihinlerine girmedi.

Evet, bir kişi ölülerden dirilsin... bu kimsenin aklına gelmedi... öyle bir şey gözlerimizin önünde olursa biz de inanamayacaz.

Amerikalı misyoner Don Richardson Papua-Yeni Gine'de junglada yaşayan halklara müjdeledi ve İncili onların diline çevirmeye başladı. Ama iş çok zor geçti. Yerli bir yardımcı tuttu, ona tercümede yardımcı olsun.

2-3 sene sonra adam dedi: "Efendi, bak, biz bunca zaman bir söz yanlış çevirdik. İsa öldükten sonra, ona ne oldu? Biz yazdık 'dirildi', ama bu olmaz ya. Lazımdı yazalım 'ayıldı'.

O zaman misyoner Richardson adamı düzeltti: "Hayır, biz hata yapmadık. İsa ayılmadı. İsa tamamen ölü idi. Nasıl senin anan ve baban dakkada ölüdür. Ve ne zaman mezardan çıktı, o beden bambaşka bir vaziyette idi. O beden bir daha ölmedi. O bir gök bedeni ile geldi". İşte, ayılmak ile dirilmek arasındaki fark odur.

Rom 1:4

O kutsallık ruhuna göre kuvvetle ve ölülerden dirilmekle Allahın Oğlu olarak ilan edildi.

İşte asıl kuvvet burada, öyle bir kuvvet, öyle bir güce ihtiyacımız var. Bize bir peygamber lazım değil, bize yol göstersin, güzel akıllar versin.

Yuhanna 2:19-22

İsa onlara şöyle cevap verdi: "Bu Allahevini yıkın, ben de onu üç günde kaldıracam."
20 Yahudiler de şöyle konuştular: "Bu Allahevini çak kırk altı senede bitirdiler, sen de onu üç günde mi kaldıracan?"
21 Ama İsa'nın söylediği Allahevi, kendi bedeniydi. 22 Onun için, İsa ölülerden dirildikten sonra, Onun öğrencileri hatırladılar ki, onlara öyle konuşmuştu. Ve Kutsal Yazının bu sözüne ve İsa'nın söylemiş olduğu söze iman ettiler.

İsa burada ölmeden 3 sene önce dirileceğini bildiriyor. "Bu tapınağı yıkın". Aahh ... TAPINAK - Allaha inanan kişilerin çoğu kutsal bir binaya bakıyorlar.

Yahudiler için de o Tapınak herşey idi. Yeruşalim kasabasının bir çeyreğini kaplıyordu. Bütün dünyadan Yahudiler gelirdi, hacc yapardılar. Ve birçoğu dua niyetinde küçük altın tabela gönderdiler, öyle ki güneş batarken bütün tapınak altın parıldıyordu.

Kral Hirodes o tapınağı için milyonlarca para bu projeye döktü. Bu remont 84 sene sürdü. 64 senesine kadar... ve sadece 6 sene sonra Romalılar gelip onu yerle bir ettiler ve yüzbinlerce kişi öldü. Ama İsa onu hepsi önceden peygamberlik etti.

Ve Allaha yaklaşmak için yepyeni bir yol açtı: "Bu tapınağı yıkın, BEN onu 3 günde yeniden kaldıracam!" - İsa yeni bir tapınak, yeni bir Allahevi yapıyor. Artık kocaman mermer kayalardan oluşan bir tapınak değil.

İsa üçüncü gün mezardan dirilmekle bu tapınak tamam oldu. Kutsal evimiz Odur, kıblemiz Odur, hacc yapmak için Ona gidiyoruz.

İşte bugün, Diriliş Bayramı'nda o gerçekleri anıyoruz.

Ama o sadece işin yarısı: İsa bu yeni tapınğın temel taşıdır. Ama bir kaya ile ev olmuyor: binlerce, onbinlerce taş lazım? Onlar nereden gelsinler?

Efes 2:20-22

Evin köşe taşı İsa Mesihin kendisidir. Temeli de apostollar ve peygamberlerdir. Siz gene, onların üzerinde kuruluyorsunuz. 21 Bütün ev Mesihte bir arada tutuluyor, Rabde kutsal bir Allahevi olana kadar büyüyor. 22 Ve siz Mesihte hep birlikte öyle bir ev yapılıyorsunuz ki, Allah orada Ruhuyla oturuyor.

İşte sana bir çağrı: imanlı hayat, Mesihçi olmak bayramları kutlamakla olmuyor. İsa size çağrıyor: "Kalk, bir şeyler yap. Bu bayramda benim dirilişimi anıyorsun, iyi güzel.

Ama bak, ölümden dirilmedim, sadece insanların sonsuz yaşamı olsun. Yeryüzündeki babam Yusuf bir dülger idi, evler kaldırdı. Ve ben de bu işi yapmak için dirildim. Yeni bir Allahevi yapıyorum, bambaşka bir Allahevi, insanlardan oluşan bir bina.

Şimdi sıra sende! Bana izin verecen mi, seni bir diri kaya gibi kullanayım, izin verecen mi, bu yeni tapınakta bir parça olursun?

1.Petrus 2:4

Ona gelin, diri kayaya gelin! O belki insanlar için reddedilmiş bir kayadır, ama Allah için seçili ve kıymetli bir kayadır.

Açık 3:12

Kim yenerse, ben onu Allahımın evinde bir direk yapacam. O oradan bir daha çıkmayacak.

Ve sen o Allahevinde diri bir kaya olduktan sonra, senin için her gün Diriliş Bayramı olacak. İsa Mesihin dirilişi seneden seneye kutladığın bir bayram değil, ama günden güne yaşadığın yepyeni vir hayat olacak.

OK ... dediğim gibi, şu anda burada iki grup insan var. Birinci grupa konuştum, hani yeni kişiler. Ama ikinci grup daha büyük: onlar da eskilerdir.

Ve eminim şimdiye kadar ne konuştuysam çoğu kişilere banalno geldi "Zaten biliyoruz" - "Var duyduğum", "Zaten her sene aynısını yapıyoruz"

Bu ikinci grup için başka bir konu hazırladım: biraz Paskalya'nın, yani Diriliş Bayramının tarihine bakalım:

En eski kaynaklarımızdan anlıyoruz Paskalyayı aşağı yukarı 150 yıllarında kutlamaya başladılar, yani son apostol Yuhanna öldükten belki 50 sene sonra. Onun öğrencisi İzmirli Polikarp onu yazdı.

Ama nasıl? Ve bu çok ilginçtir: Diriliş Bayramının adı Paskalya, ve o ad bize bir ipucu veriyor: Pasha - Fısıh. Evet, Paskalya Yahudilerin Fısıh Bayramının devamıdır.

Ve hepimiz biliyoruz Fısıh Bayarımında ne anılıyor: İsrail halkının Mısır'daki köleliğinden kurtulması. 430 sene köle idiler ve son Firavun onları bir halk olarak tamamen yok etmeye karar vermişti: "Yeni doğan erkek bebekleri Nil ırmağına atın"

Ama Rab güçlü eliyle ve birçok mucize yaparak onları serbest etti ve Mısır'dan çıkardı.

Ve bu büyük kurtuluş unutulmasın diye, daha İsrail halkı çıkmazdan önce Rab buyurdu ki: "Bu kurtuluşu unutmayasınız diye, her senede bir gün onu ailece yeniden canlandırıyorsunuz: nasıl sizleri ölüm meleğinin öfkesinden bir kuzunun kanıyla kurtardıysam, her sene bir kuzu keseceksiniz, ailece hep birlikte onun etini yiyeceksiniz."

Değil mi, biz insanlar çok kolay unutuyoruz. Hele bir korkunçluktan sonra kurtuluşu çabucak unutuveririz. Covid - Korona: ne panik idi, değil mi? Ne korku, ne baskı günleri idi... ehe kim o günleri hatırlıyor?

Koronada birçok kardeş düşünmeye başladı: "Acaba, o kadar güç atıyorum, o kadar para ve zahmet gidiyor düğünlere, evlere, remontlara v.s. Acaba iyi miyapıyorum, hayatta daha önemli şeyer var."

İki sene sürdü. Hepimiz deli olduk. Ya Rab kurtar bizi! Öyle değil miydi?

2022'de yasaklar kalktı... ve her şey unutuldu. Eski dünya düşüncelerine devam... tam gaz!

İşte, bu amaçla Rab kendi halkına buyurdu: "Sizi ben kölelikten kurtardım... bunu hiç bir zaman unutmayın. Eğer bunu unutup nankör olursanız, başka yollara başvurursanız, bana kafa kaldırırsanız, ben sizi rahat brakmayacam. Sizi yeniden köleliğe sokacam... ve o zaman sizi kurtaran olmayacak."

İşte Fısıh Bayramı ! Ve bu böyle 1400 sene devam etti.

Ama bir gün İsa geliyor ve bu Fısıh Bayramının anlamını değiştiriyor. En birinci, kendi ailesini, yani Meryem, Yusuf, Yakup, Yahuda ve kızkardeşleriyle toplanmıyor.

Artık yeni bir ailesi var: ona iman edenler ! Onlarla topluyor, onlarla Fısıh kurbanının etini paylaşmak istiyor. Benim anam ve babam sizsiniz. Benim kardeşlerim sizsiniz. Artık kan bağlantıları geçerli değil, ruhsal bağlantılar geçerli.

Ve başlıyorlar her sene yaptığı gibi o sofrayı yemeğe. Herkes rolünü biliyor. Ve birden İsa ayağa kalkıyor ve eline ekmek alıyor "BU benim bedenimdir" Neden kuzunun budunu kaldırmıyor?

Artık yeni bir kurban var ! Bir daha hayvanlar kesilmeyecek ! Asıl Fısıh kuzusu İsanın kendisidir.

Buraya kadar iyi. Bu gerçekleri hepimiz biliyoruz. Ama sonra, Pentikos gününden sonra kiliselerden ne yapıyorlar? İsa derken "BUNU beni anmak için yapın", öğrenciler ne anladılar: "Artık bundan sonra Fısıh Bayramında Musa'yı değil, ama BENİ anın"

Yani İsanın sözlerinden anlaşılıyor: "Yılda bir kere, 14 Nisan tarihinde etsiz bir sofra için toplanın, ekmek ve şarap paylaşın!"

Ama sonra apostollar ne yaptılar: yılda bir kere değil, her hafta toplanıp Rabbin sofrasını Fısıh sofrası niyetine kutladılar. Hem de Pazar günü, değil cumartesi günü.

Bir günde İsa'nın ölümünü ve dirilişini kutladılar. Bunları zaten ayrı olay gibi görmemeliyiz: bunlar birbirlerine anlam veriyor.

İsa normal bir vaziyette ecelinden ölüp sonra dirilseydi, güzel, sonsuz yaşımımız olurdu, ama günahlarımız bağışlanmazdı.

Öbür türlü, İsa bizim için bir günah kuzusu olarak ölüp hiç dirilmezseydi, ondan hiç haberimiz bile olmazdı.

İşte, ilk imanlılar için yıllık bir kutlama yoktu, haftalık kutlama vardı. Bir düşün: her hafta Fısıh, her hafta Diriliş Bayramı! Ne kadar heyecan!

Bugünlerde kiliseler Diriliş Bayramını nasıl kutluyorlar: büyük hazırlıklar, tiyatrolar, yürüyüşler. Ve herkes özel giyiniyor. Ve mutlaka kayıt yapıp onu internette yaymalıyız.

İşte bu ekstra programlarla heyecanı yaratmak istiyoruz, çünkü haftalık toplantılarımızda heyecan kalmadı. İşte, fark bu. Apostolların zamanında imanlılar bütün hafta heyecanlanıyordu "Ey, ne zaman gene pazar günü olacak? Ne zaman kardeşlerle görüşecem?"

İşte, haftalık ile yıllık bayramların arasındaki fark budur. Mesihin ölümü ve dirilişi yılda bir kere kutlanacak bir olay değil.

Apostolların zamanında iman diri idi, taze idi, canlı idi!

"Ne? Bütün sene bekleyecem, bir daha İsanın dirilişini anmak için? Olamaz, yapamam, bekleyemem. En fazla 7 gün bekleyebilirim, o kadar heyecanlıyım! Zaten seneye kadar İsa herhalde dönecek."

Ama ne yazık ki, İsa oyalandı - ve kiliselerin çoğu ılık olmaya başladı. Ve haftalık bayram sisteminden yıllık bayramlar sistemine geçtiler. Toplantılar ayinler oldu, önderler papaz ve sonra kahin oldu, diri bir iman ölü bir ritual oldu. Bu çok yavaş bir proses idi, yüzlerce sene sürdü.

Ve en başta ayrı bir Diriliş Bayramı yoktu. Kiliseler ılıman olunca başladılar Fısıh Bayramını kutlamaya: 14 Nisan tarihinde, Yahudilerin kullandığı data. Ama tabii ki, hristiyan anlamında: İsa'nın ölümünü ve dirilişini bir günde anırdılar.

Ve o bayramın gününü Yahudilerin takvimine göre hesaplardılar. O da bizim güneş takvimimiz gibi değildir, her sene oynuyor .... müslümanların Kurban Bayramı gibi. Demek haftanın her gününe rast gelebilirdi

Ama zamanla buna karşı gelenler oldu: "Ne yani? Biz Yahudi miyiz? Farklı olduğumuzu göstermeliyiz: biz Fısıh gününden bir sonraki Pazar gününü tutuyoruz. O zaman Diriliş Bayramı olsun.

Ve bu çatışma yüzlerce sene sürdü, bu iki data bütün kiliseleri böldü. Yani, Diriliş Bayramının tarihi, İsa'nın dirilişinden daha önemli olmaya başladı.

En sonunda ünlü İznik Konseyinde 325 senesinde ona kesin bir karar aldılar: Diriliş Bayramın tarihini hesaplamak için formula şuydu:

İlk baharın başlangıcı 21. Mart - ondan sonra birinci dolunayı bekle - ondan sonraki birinci pazar günü - işte Diriliş Bayramı o zamandır.

Bu böyle yüzlerce sene gitti. Kiliseler artık baskı gören kaçak bir azınlık değildiler: devletin bir parçası oldular. Hatta, krallar ve imperatorlarla işbilik yaptılar. Orta Çağda kilisenin önderi Papa kralları taçlandı yada tahtından indirdi.

Ve 1054 senesinde kililer bölündü: Doğudaki kiliseler Ortodoks (Pravoslavna) oldular, Batıdakiler gene Katolik.

Ve kalendar hesaplamalarda yüzyıllar içinde bir hatta olmaya başladı. Bu hattayı düzeltmek için Papa 8. Grigor yeni bir takvim hazıladı, ki onu bugüne kadar kullanıyoruz.

4. Oktomvri 1582 gününden 11 günü atlayıp direktno 15. Oktomvriye geçtiler. Bu doğru ve gerekli bir karar idi. Ama Ortodoks kilisesi ne dedi? "Aaaa... o papa da neyi sanıyor kendini, bizim Paskalya datamızı değiştirmeye kalkıyor!"

Ve böylece eski kalendarda kaldılar. İşte O yüzden bugüne kadar Diriliş Bayramı için iki farklı kalendar, iki farklı tarih kullanılıyor. BG'da başka, Almanyada başka tarih.

Hatta, Almanyada yaşayan Ortodokslar başka bir taih kullanıyorlar ve BG'da yaşayan Katolikler de başka data kullanıyorlar.

Kilisenin gururu, İsa'nın dirilişinden daha ağır basıyor.

Sonra, halk zorla hristiyanlaştırıldığı için, gerçek iman olmadığı için, yürek daha putperest iken, bir sürü putperest adetler Diriliş Bayramı ile kullanılmaya başladılar: yumurtalar, tavşanlar, özel tatlılar.

Ve en fenası: Paskalyada kuzu eti yemek. Bir düşünün: İsa kendisi kurban etini kullanmadı, ama Onun onurunda Diriliş Bayramını kutlayanlar gene kuzu eti yiyorlar.

Ve 40 günlük oruç ... tsvetnista ...

Sanki Diriliş Bayramının asıl anlamını kat kat insan adetlerinin altında gömdüler. Ve bizim işimiz şimdi kazma kürekle kazıp apostolların asıl mesajını, asıl iyi haberini, diriliş haberini bu katların altından çıkarmak.

Evet, kilise imanlılar için huzurlu bir yer olmalı, bir yuva olmalı, nerede kendimizi rahat hissediyoruz. Nerede güçlerimiz tazeleniyor.

Ama dinlendikten sonra, yeni güç aldıktan sonra yeniden işe gidiyoruz.

Efes 1:18-20

Dua ediyorum ki, yüreğinizin gözleri aydınlansın. Öyle ki, bilesiniz, 19 bizim için, hani iman edenler için, Allahın kudreti nasıl da her şeyden büyüktür.

Bu kudret Onun kuvvetli işlerinde belli oluyor. 20 Ve o kuvvet Mesihte belli oldu, ne zaman Onu ölülerden diriltirdi ve ne zaman Onu göklerde kendi sağında oturturdu.

Bu diriliş gücüne ne zaman anlayacan: Rab için bir riske girdiğin zaman, imanla bir adım attığın zaman.

İsa dirildi, gerçekten dirildi !! Na istina e vızkrese !!

Bu sözler senin için nedir? Bir refleks gibi yılda bir kere söylediği laflar mı? ... Yoksa o diriliş gücü senin hayatında belli oluyor mu?

Uyan! Diril ! Bu sene farklı olsun !

İsa'nın dirildiği günde şöyle bir olay olduÇ iki öğrenci Emayus köyüne gittler 10 km yol... 2 saat yürüyüş. Yolda İsa onlarla yürümeye başlıyor, ama onu tanımadılar.. ve sonra...

Luka 24:28

Böylelikle gideceği köye yakınladılar. Ama İsa kendini sanki daha öteye gidecekmiş gibi yaptı. 29 Onlar da İsa'yı zorladılar. Dediler: "Bizimle kal, çünkü akşam oluyor, gün bitmek üzere." Öylelikle içeri girip onlarla beraber kalacaktı.

Bu tipik değil mi? Biz de öyle değil miyiz? "İsa seninle birlikte şimdiye kadar bayağı yürüdüm. Buraya kadar yeter. Bak ne kadar yol yaptık!"

Ama İsa razı değil... daha da öteye gitmek istiyor: "Ben sana yeni şeyler gösterecem. Senin için hiç hayal etmediğin işler hazırladım. Haydi devam edelim"

Ama biz: "İsa, buraya kadar yeter. Bizimle kal, akşam oluyor, gün bitmek üzere. Burası iyi, burası rahat. Te, bayramdan bayrama seni anacam. Ee, ne istiyorsun, İsa? Toplantılara katılıyorum ya! Evde duacazımı yapıyorum. İnternette kliplere bakıyorum. Ayetler paylaşıyorum. Burası iyi ya!"

Ama birden bire ikisinin gözleri açıldı. İşte, ancak o zaman İsa'nın dirildiğini anladılar.

Sonra?

Luka 24:33-34

Onlar da aynı saatte kalkıp Yeruşalim'e döndüler. Onbirleri ve onunla beraber olanları toplanmış buldular. 34 Dediler: "Rab sahiden de dirildi ve Simun'a göründü."

Nasıl? İsanın dirildiğini anladıktan sonra rahat duramadılar. Karanlıkta koşarak Yeruşalim'e döndüler. Hırsızlar, sarfoşlar, hayvanlar... hiç bir tehlikeye bakmadılar. İSA DİRİLDİ !! o haber daha önemli idi.

Arkadaş bu Paskalyada İsa seni de çağırıyor: benimle birlikte daha öteye git. Benim dirilişim sana ueni ruhsal işler için kuvvet verecek. Yeter ki, dene !!